13 Haziran 2007 Çarşamba

İyi ki doğdumm :)

Bugün benim doğum günüm... Küçüklüğümden beri değişik bir gün olmuştur benim için doğum günlerim. Her zaman biraz hüzünlüdür nedense.

Kimseye hatırlatmayı sevmem, yani günler öncesinden yaygarasını yapmam unutmasınlar diye. Ama hatırlansın da isterim, ben kimsenin gözüne sokmayayım ama yakınımdakiler bilsin, hatırlasın isterim... Ben doğumgünü hatırlama konusunda felaket olduğumdan kimseye de kırılmam bozulmam hatırlanmadı diye...

Bizim evde doğum günü kutlamaları yoktu ben küçücükken. İlkokul yıllarımda pek kutlamazdık, bir doğumgünü var aklımda kalan, evde çoluk çocuk eğlendiğimiz. Ortaokul-lisede dönem sonuna gelirdi genelde, okul bitmiş olurdu bazen. Bitmediği zamanlarda ise, sürpriz parti organizatörü ben olduğumdan, benimkilerde beklediğim performans sağlanamazdı hiç. Lisede hatırladığım bir sürpriz parti var, yurtta kızların düzenlediği eğlenceli bir parti.

Üniversitede, asi ilk gençlik yıllarımda hiç sevmezdim kutlamaları, insanların benim doğumgünüm için kendilerini birşeyler yapmak, pasta, hediye almak zorunda hissetmelerini, ne alsak sıkıntılarını girmelerini istemezdim. Bir yerlere gidip kutlandığında da çok eğlenmezdim de bu yüzden. Bir kere çok sevdiğim Turtav'da bile hiç eğlenmemiştim. Beni seven her zaman, ya da her hangi bir zaman hediye alır diye düşünürdüm. Aslında bu dayatmalara tüketim toplumunun klişelerine bir isyandı bu, benim için o yıllarda... Ama 18 yaş günümü çok iyi hatırlıyorum, çok özeldi, labda sabahlarken şimdi benden çok uzaklarda olan çok sevdiğim iki arkadaşımın karanlığın orasına diktiği bir mum, getirdikleri bir dilim pasta ve ODTÜ'nün çeşitli yerlerinden topladıkları bir demet kır çiçeği hayatımın en güzel sürpriz doğumgünüydü sanırım.

Büyüdükçe diğer klişelerle birlikte daha çok sevmeye başladım doğum günlerimi. Çevremde sayısı azalmış güzel insanların o gün beni düşünmelerini seviyorum. Çikolatalı pastayı seviyorum. Dün akşam lise arkadaşlarımın her zamanki gibi bir gün önceden buluşma hazırlamalarına, hatırlayıp kutlamalarına çok sevindim... Gece 12'yi geçer geçmez canım kardeşimden gelen mesaja, mesajı atmak için o saati beklemiş olmasına çok sevindim. Az önce yurtdışındaki iş arkadaşlarımın telefonda toplantı sonrası söyledikleri sürpriz "happy birtday to you" şarkısı kocaman bir gülümseme yaydı yüzüme. Arayan, mail atan canım arkadaşlarımın ve ailemin bugün kendimi daha özel hissettirmelerini, doğum günü çocuğu olma hissiyatını seviyorum :).

Bugün benim günüm, kendime çoook mutlu bir yıl, harika bir 26 yaş diliyorum.
Zuhal

11 Haziran 2007 Pazartesi

The Secret- "SIR"

Yeni bir kitaba başladım: “The Secret”, “Sır”..Kitap bu sırrı çözen kişilerin düşünceleriyle oluşturulmuş. İnsanların istedikleri herneyse ;iş, aşk, zenginlik, sağlık, ulaşmalarının çok kolay olduğu üzerine kurulmuş. Bunun temelinde de “çekim teorisi” varmış. Bu teori basitçe şunu söylüyor: “Pozitif pozitifi çeker, negetif negatifi”. Bunu düşünce düzeyine indirgersek, pozitif düşünmek bizi daha pozitif yapar ve başka pozitif düşünceleri bize getirri. Bunun tam tersinde negatif düşündükçe, negatif düşünce ve durumları kendinize çekersiniz. İşte hayatında değişim yapmak isteyenler işte bu düşünce düzeyinden başlamalılarmış. Bu değişikliği yapartamak için sır 3 adımdan geçiyor: 1. İstemek, 2. İnanmak, 3. Almak. Gönülden istemek..Evren zengin bir kaynak ve hereksin dileğinin gerçekleşmesine yetecek bir enerjiye sahip..İstediğinin olacağına innamak....İnnaıp snaki isteğiniz gerçekleşmiş gibi davranmak..ve Sunulanı almaya hazır olmak...Bunları uygularsanız elde edemeyeceğiniz birşey yokmuş..
Bunu deneyimleyip, gerçek sonuçlar alan var mı acaba hayatında?

CEREN

1 Haziran 2007 Cuma

Verebilmek

Kişisel gelişim kitaplarında mutlaka bahsedilen bir geçektir "Vermek". Vermenin insana birşey kaybettirir gibi görünse de aslında bize neler kattığını farkettiğimiz de nasıl da neşeleniriz. Ki hayatın amacıda mutluluktan önce neşe dolu olmak bence. Ne de olsa mutlak mutluluk söz konusu değil hayatta. Daha neşeli olmak için ise vermek gerek. Bende çoğu zaman bunu deneyimledim. Aslında her sabah önünden geçtiğiniz, parayı verdiğiniz, çayınızı aldığınız kişiye dönüp, gözlerine bakarken bir "günaydın" vermek. Size ihtiyacı olana zaman vermek, sevdiklerinize emek vermek, evrene size sağladıkları için teşekür vermek... Evet bunların hepsi sizi daha bir farkında yapacak ve neşeli olmanızı sağlayacak. Yalnızzzzz.... Tek kural bunu birşey için yapmayacaksınız. Değil birine kendinize bile itiraf etmeyeceksiniz, bundan doalyı gururlanmayacak, bir havalara girmeyeceksiniz, böbürlenmeyecek, karşılığını beklemeyeceksiniz... Zor değil mi ? Bencede... Mutlaka denenmeli ve deneyimlenmeli
Vermekte bir çeşit bağımlılık yaparmış insanda. Ne kadar verirseniz verin, daha ne verebilirimi düşünürmüssünüz. Kendimi bu kadar mutlu, memnun ederken diğerlerine ne verebilirimi sorarmışsınız. Bende tekrar soruyorum daha başka kimlere yardımım olabilir, kimlere umut-emek-yardım verebilirim. Ankara'da katılabileceğim, iktidar davası olmayan, yaptım demek için yapmayan insanların olduğu gönüllü projeleri nelerdir ? Tavsiye edeceğiniz, el ver, destak at diyeceğiniz ? Bekliyorum... Bu yazın bir anlamı olmalı :))
NİSAN

21 Mayıs 2007 Pazartesi

Aşk Psikolojiniz

Merhaba,
Umarım herkesin haftasonu keyifli geçmiştir. Düşündüğünüz de bile içinizde güzel duygular oluşuyordur. Peki tamam kötü birşey olmamış olsun :))
Geçen yazıma yorum bırakan herkese teşekür ederim. Bir de yorum bırakmayıp, cevapları kağıtlarına yazan ve yorumları bekleyenler var. Buyrun cevaplara göre yorumlar şöyle :
  1. Yorum: Yol, sizin aşka karşı nasıl bir tavır aldığınızı gösterir. Eğer kısa yolu seçerseniz, çabuk ve kolay aşık olan bir tipsiniz. Eğer uzun yolu tercih ediyorsanız kolay kolay aşık olmuyorsunuz ve uzun zaman geçmesi gerekiyor.
  2. Kırmızı güllerin sayısı ilişkiye ne kadar kendinizden verdiğinizi ve beyaz güllerin sayısı karşılığında ne kadar beklediğinizi gösterir. Örneğin, 18 kırmızı ve 2 beyaz tercih etmişseniz, %90 veriyorsunuz ve karşılığında sadece %10 bekliyorsunuz demektir.
  3. Bu soru sizin ilişkideki problemlere karşı nasıl yaklaştığınızı gösteriyor. Eğer arkadaşından rica etmişseniz, o zaman problemleri yok farzetmeyi tercih ediyor ve bir şekilde kendi kendine çözümlenmesini bekliyorsunuz demektir. Eğer kendiniz gidip almış iseniz, o zaman biraz daha direk bir insansınız ve sorunları hemen çözmeyi tercih ediyorsunuz.
  4. Güllerin nereye bırakıldığı sevgilinizi ne kadar çok görmek istediğinizi gösteriyor. Yatağın üzerine bırakmak, onu görmeyi çok istediğinizin göstergesi, buna karşılık pencere kenarına bırakmak görüşmesenizde olur anlamına geliyor.
  5. Bu soru sevgilinizin kişiliğine nasıl yaklaştığınızı gösteriyor. Eğer onu uyurken buluyorsanız, sevgilinizi olduğu gibi seviyorsunuz. Eğer uyanıkken buluyorsanız, sizin için değişmesini bekliyorsunuz demektir
  6. Eve dönüş yolu bir insana ne kadar süre aşık kalabileceğinizi gösteriyor. Eğer kısa yolu seçmiş iseniz genelde aşklarınız çok çabuk bitiyor demektir. Eğer uzun yolu seçmişseniz bir ilişkide aşkınızın daha uzun süre devam edeceğini gösteriyor.

Benim cevaplarım ise şöyleydi.

  1. Kısa yol, nasıl beklerim ben onu görmeyi :))
  2. 14 kırmızı, 6 beyaz gül. Sanırım almaya da meraklıyım
  3. Girerim içeri, hatta içeri girerken bağıra bağıra "ben geldiiimm" falan derim
  4. Yatağa bırakırım
  5. Ayy nasıl uyuyor, kıyamam bennnn...
  6. Uzun yolu şeçerim.

Bana sorarsanız tuttu, tabi geçmişte olmuş olan istisnai durumları düşünürsem ters kalabiliyor. Ama genellersem ben de tuttu. Sizin sonuçlarınıza göre aşk psikolojiniz nasıl ?

NİSAN

18 Mayıs 2007 Cuma

Buyrun Aşk Psikolojinize Bakalım...

Merhaba,
Uzun zamandır yazmadım, sizinle paylaşmak istediğim ve bana "cccuukk" diye uyan bir test var.
Şimdi ben testin sorularını yazayım, siz ister bir kağıda yazıp kağıdı saklayın isterseniz bize yorum yazın. Bir sonraki yazım (gelecek hafta içi) cevapları yorumlamak olsun. Anlaştık mı ? Anlaştık ise işte sorular :


1 Kız/erkek arkadaşınızın evine doğru gidiyorsunuz. Eve ulaşmanın iki yolu var. Bir tanesi dogrudan eve götürüyor, hızlı ama çok sıkıcı bir yol. Diğer yol ise daha uzunca fakat etrafta görülecek ilginç dükkanlar, güzel bir manzara ve renkli insanlar var. Sevgilinize gitmek için hangi yolu seçerdiniz?

2- Yolda 2 gül bahçesine rastladınız. Bir tanesi kırmızı güllerden diğeri beyaz güllerden oluşmuş. Sevgiliniz için 20 adet gül koparmaya karar verdiniz. Kaç tane kırmızı, kaç tane beyaz seçerdiniz? (isterseniz hepsini tek bir renkten seçebilirsiniz)

3- Sonunda eve vardınız. Arkadaşınız kapıyı açtı. Sevgilinizi çağırmasını rica edebilirsiniz yada kendiniz girip onu alabilirsiniz. Hangisini yaparsınız?

4- Sevgilinizin odasına gittiniz ama orda kimse yok. Gülleri orda bırakmaya karar verdiniz. Pencerenin yanına mı yoksa yatağın üzerine mi bırakırsınız?

5- Gün bitti ve artık yatma zamanı. Sevgiliniz ve siz ayrı odalarda yatıyorsunuz. Sabah uyanma vakti gelince, sevgilinizin odasına gidip bir baktınız. Sevgiliniz hala uyuyor mu yoksa uyanık mı?

6-Artık kendi evinize dönme zamanı. Kısa yolu mu yoksa uzun yolu mu tercih edersiniz?

Herkese iyi haftasonları

NİSAN

15 Mayıs 2007 Salı

Güzel İzmir

İzmir... Gülen insanların güzel şehri... Aydınlık, ılık, mavi, rüzgarlı, dingin, güneşli, şefkatli, saygılı...

Geçtiğimiz hafta sonlarının birinde İzmir'deydim... İzmir ne güzel bir şehir öyle, hatırladım, iyi oldu. 3 yıl olmuş gitmeyeli, gözden ırak gönülden de ırak oluyor sanki. Unutuyor insan kokusunu, dokusunu...

Özlemişim Konak'ı, kalabalık Kemeralti'ni...



Doyasıya içime çektim denizi, ilik bir bahar aksami Alsancak'ta...


















Ne güzelmiş Asansör'ün manzarası, niye gitmemişim ki hiç şimdiye kadar...


Ve başka başka keşifler.
Alaçatı'ya gittim ilk kez...



Yeni ve eski değirmenleri seyrettik hipnotik bir etkiyle...















Dar sokaklarda yürüdük kaybolmayı beceremeden... 'Country Homes' tarzı evleri inceledik hayran hayran...


Herşeyin sakızlısının tadına baktık özenle...


Fotoğraflarını çektim nazlı gelinciklerin, kan kırmızı tarlaların içinde. Limon çiçeklerinin kokusuyla başımız döndü. Dev papatyalardan taç yaptık, dolaştık sokaklarda Kleopatra edalarıyla. Renkli pazardan rengarenk meyvalar aldik.


Sonra Çeşme ve Şirince... Onu da bir dahaki gönderiye artık...

Çok keyifliydi çoook. Şimdi yine gittim oralara... Aslında bir tarafım hep oralarda zaten, her daim, Ankara'ya geldigimden beri hiç unutmadim Ege'mi. Kimi zaman akşamüstü esen ılık bir rüzgar atıyor beni o topraklara, kimi zaman yediğim otlarda alıyorum tadını, kimi zaman kulaklığımdan gelen bir zeybek havasıyla gidiyorum toprağıma, kimi zaman da sadece gözlerimi kapıyorum ve orada oluyorum...

Sözün özü kalbim Ege'de kaldı...

Zuhal

8 Mayıs 2007 Salı

Kadınlar ve Ayrımcılık..

Hep duyardim, kadın-erkek ayrımcılığı var, trafikte, iş yerinde, aile içinde bir sürü insan buna maruz kalıyor diye..Buna çok net tanık olmadığımı düşünüyordum, büyükanne/dedenin erkek torunlara olan düşkünlüğü dışında..Ama etrafıma farklı gözle bakmaya başlayınca durumun hiç de göründüğü gibi olmadığına anladım..Bakıyorum, iş yerinde bayanlar daha çok çalışıyor, onlara daha çok “güvenildiği” için daha çok iş veriliyor erkekler tarafından..Bunun yanında bayanlar da bayanlara “daha çok güvendikleri” için onlara daha çok iş veriyorlar..Yani ayımcılık sadece erkekler tarafından değil, kadınlar tarafından da yapılıyor..Ve enteresan, verici, ses çıkartmayan, verilen işi en iyi şekilde yapan bayanlar korunmak yeine, daha çok yükleniliyor hem cinsleri tarafından..Bu çok istenen ve takdir edilen bir özellik olarak pompalanıyor toplum ve aile tarafından..ve birçok iş sanki bayanların standart yapmaları gereken şeyler gibi görülüyor işyerinde de..Geçenlerde bir çay partisi vardı (her ay 5-6 kişi görev olarak bunu organize edip tüm çalışanlara çay saatinde pasta-börek getiriyor)..1-2 yıldır süregelen bu “zorunlu” parti, zaman geçtikçe 5-6 kişilik gruptaki bayanların evde 2-3 çeşit pasta börek yapması, erkeklerin ise hazır içecek-kuruyemiş-pasta almaları şekline dönüştü..Ve enteresan, parti sonunda masa örtüsübnün yıkanması bile bayanların görevi olarak düşünülüyor ve rededince de “ne kadar ters” alınganlığı gösteriliyor..Oysaki o 5-6 kişi aynı yükü paylaşmalı, biri hazır alıyorsa diğeride hazır birşeyler almalı vs. Ama kafa yapısı şöyle “kadındır nasılsa yapar, o yapsın, biz kolayca hazıra konalım”..bunu erkekler düşünüyor tamam, anlıyorum..Garip olan bayanlarda birbirleri için aynı şekilde düşünüp aynı şekilde davranıyorlar..Oysa hemcinsler olarak birbirimizi daha çok koruyup, erkeklerin yarattığı ayrımcılığın düzeyini azaltmaya çalışmak yerine, bizler bu düzeyi iyice artırıyoruz..
Bu ne kadar adil?
CEREN